Geçtiğimiz haftanın oldukça yoğun gündemi içinde bir konu yeterince tartışılmadan unutulacak gibi. Başbakan kamuoyunda çokça tartışılan bir internet sitesinde kendisinin İsviçre’de değişik bankalarda hesabının olduğuna dair bilgileri dile getiren Kılıçdaroğlu’na rest çekti ve böyle bir hesabının bulunması halinde bütün mal varlığını CHP’ye bağışlayacağını ilan etti. CHP Genel Başkanı ise cevabında, partisinin “kirli parayla” ve “haram parayla” ile işi olmadığı mealinde sözler söyledi.
Belli ki Kılıçdaroğlu, partisinin geçmişi hakkında yeterince bilgi sahibi değil.
Çabuk unutma hastalığıyla malul bir toplumuz. Ya da birileri bizi öyle sanıyor. Yakın zamanlardaki koalisyon ortaklığı döneminde yaşananları, bir zamanlar sahip oldukları yerel yönetimleri neden kaybettiklerini, İSKİ skandalı örneğinde darbı mesel halini almış yolsuzlukları geçelim. “O partinin adı SHP’ydi”, “biz yapmadık, ortağımız yaptı”, “Sosyal Hırsızlar Partisi”… Bütün bunlar hiç söylenmedi sayalım. Hatta hepsi yalandı sayalım.
Ancak Sayın Genel Başkan’a, başında bulunduğu partinin geçmişini bilmeden bu “haram para” konusunu fazla kurcalamaması gerektiğini hatırlatalım.
Tek parti döneminde CHP yöneticilerinin, üyelerinin ya da yetkililerinin kişisel çıkar elde etme yönündeki yolsuzluk ve hatta hırsızlık söylentilerini bir yana bırakıyorum, bunlar her zaman olabilir. Ama ben bu partinin uzun geçmişine içkin olan sistematik ve yapısal bir haramdan söz ediyorum. Kılıçdaroğlu’nun Celal Bayar’ın mezarını ziyaret etmesini de fırsat bilerek 14 Mayıs 1950 seçimlerinde iktidara gelen ve kurucularının neredeyse tamamı eski CHP’li olduğundan tek parti döneminde yaşananları yakinen bilen DP yöneticilerinin 1953 yılı Aralık ayında gündeme taşıdıkları bir “iade meselesi”ni TBMM tutanaklarından hareketle hatırlatmak istiyorum.
6195 Sayılı CHP’nin Haksız İktisaplarının Hazineye Devri Hakkında Kanun
1953 yılı sonunda TBMM’nde tek parti döneminde CHP’nin parti tüzel kişiliğine mal varlığı olarak kaydettiği haksız iktisapların yeniden asıl sahiplerine ve hazineye devredilmesine dair bir kanun teklifi hazırlanmıştır. Bu kanun teklifinin gerekçesinde CHP’nin tek parti dönemindeki uygulamalarına şu ifadelerle yer verilmiştir:
“… iktidarda bulunan parti lehine;
1. Devlete, hususi idarelere, belediyelere, köylere, evkafa, iktisadi Devlet Teşekküllerine karşılıksız veya sembolik denecek kadar az bir bedelle gayrimenkul ferağları yaptırılmış;
2. Tahsisatı mestureden, il bütçelerinden paralar verilmiş;
3. Mânevi şahsiyeti bile olmıyan halkevlerine sarf edilmek kaydiyle Devlet, belediye, köy ve vilâyet bütçelerinden tahsisat ayrılmış;
4. İçtimai yardım diye birinci fıkrada yazılı müesseselerden para temin edilmiş;
5. İçtimai mevzulara sarfedilmek kaydiyle hayır cemiyetlerine bütçelerden ayrılan tahsisat iktidar partisi faaliyetlerine sarf ettirilmiş;
6. iktidar partisine ait muamelelerin damga pulundan, teberruların mevhubat ve Kazanç Vergisinden, halkevlerine dışarıdan getirilen eşyanın Gümrük Resminden muafiyetine, ihtiyaçtan fazla gayrimenkullerin tasfiyesine mütaallik Cemiyetler Kanunu hükmünden iktidar partisinin istisnasına dair kanunlar çıkartılarak imtiyazlar sağlanmış;
7. ikinci Dünya Harbi sırasında lâstik, gaz, benzin ve saire gibi nedret kesbeden ihtiyaç maddelerinden Cumhuriyet Halk Partisi teşkilâtına tahsisler yapılmış, resimleri verilmiyerek gümrüklerde bırakılan malların aynı yahut satış bedellerinin tamamı veya bir kısmı partiye verilmiş;
8. Bu teşriî ve idari yollardan temin edilen menfaatlerden başka Devlet nüfuzundan istifade suretiyle kanunlara aykırı olarak cereyan etmiş, elem verici muameleler vardır. Bu arada Türkocakları, Muallimler Birliği gibi teşekküllerin feshettirilerek mal ve haklarının Cumhuriyet Halk Partisine devrettirilmesi, iane namiyle parti hesabına halkın büyük kitlesine ağır nakdî, malî ve bedenî külfetler tahmili, bâzı mali müesseselere fahiş fiyatla satın aldırılarak düşük bir bedelle dolambaçlı yollardan, gayrimenkuller devrettirilmesi zikredilebilir.” (TBMM Tutanak Dergisi, Dönem IX, Cilt: 26, 17. Birleşim, 14.12.1953, s. 162)
…………….
Kuşkusuz çok ama çok eksik bir liste bu. Bu listede kendilerine tahakkuk ettirilen Varlık Vergisi’ni ödeyebilmek için elindeki gayrimenkul mal varlıklarını yok pahasına dönemin “önde gelen” kişilerine –ki tahmin edin, ülkede tek bir parti varken bu önde gelen kişiler hangi partidendi- satmak zorunda kalmalarına yer verilmemiş. Yine aynı şekilde yerel düzeyde etkin eşrafın hazineden veya zor durumdaki insanlardan güç kullanarak alıp, kişisel servetlerine ekledikleri mal varlıkları dahil edilmemiş. Amele sandıklarına bile tamah etmeye varıncaya kadar dönemin önde gelenlerince el uzatılan haramlar da yok bu listede.
Ama olanı bile yetmiş ve gerekçenin sonunda “… Cumhuriyet Halk Partisinin 1932 -1950 seneleri arasında parti tüzüğüne göre teşkilâtından temin ettiği meblâğ ancak 388.113 lira” iken, “yine bu müddet zarfında … yalnız Devlet Bütçesinden 27.366.150 lira”, “Genel Başkanlıktan yani mestureden 9.248.819 lira” ve halkevleri namına 1932 – 1950 seneleri arasında bir kısım hususi idareler, belediyeler, köy sandıkları ve Belediyeler Bankasından ödenen para 21.014.522 lira” kayıtlarıyla ortaya konmuş. (Aynı tutanak, s. 165)
Kanunun gerekçesinde bunlara ilave olarak partinin Balıkesir, Edirne, Eskişehir, İzmir ve Eminönü gibi yerel teşkilatlarının sahip olduğu gayrimenkuller hakkında da dikkat çekici örnekler yer almış.
Kanun lehinde görüşlerini açıklayan Başbakan Adnan Menderes gerekçede özetlenen hususla ilgili şu genellemeyi yapıyor: “Yalan söylemiştir. Biz Halk Partisinin mallarını almıyoruz. Halk Partisinin mallarının bir parası dâhi mevzuubahis değildir. Halk Partisinin bütün mallan kendisinin olsun ve fakat H. P. sinin malı olanlar kendisinin olsun. % 96 sı gasba dayanıyor.” (Aynı tutanak, s. 172)
İnsanın aklına hemen iktidar partisinin muhalefeti ezmek için düzmece rakamlar ortaya koymuş olabileceği gibi bir ihtimal geliyor. Çünkü bir siyasi partinin kamu kaynaklarını kendi çıkarları için açıkça peşkeş çekmesinden başka bir anlam taşımıyor. Şahsen benim aklıma ilk gelen şey, DP’nin sunduğu bu verilerin abartılı olduğu yönünde idi.
Ancak CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün kanun aleyhine TBMM kürsüsünden yaptığı konuşma benim bu konudaki kuşkularımı giderdi. Çünkü İnönü, konuşmasında bu rakamların yalan yanlış olduğuna dair en küçük bir ifadeye konuşmasında yer vermemiş. Onun yerine oldukça tanıdık bazı cümleler kullanmış; örneğin iktidarın otoriter bir rejim kurma eğiliminde olduğunu, hukuk dışı bir rejimin kurmakta olduğu ve düşme telaşıyla davrandığını ileri sürmüş. Merak edenler İnönü’nün konuşmasının metnini aynı tutanakların 168-169. sayfalarından okuyabilirler.
Kanunun akıbeti ne oldu dersiniz?
 
Tasarı 1953 yılı sonunda DP oylarıyla 6195 sıra sayısı ve “Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Haksız İktisaplarının Hazineye Devri” başlığıyla kanunlaşıyor ve CHP’nin el koyduğu maddi değerler ondan geri alınıyor. Ama aradan tam 12 yıl geçtikten sonra, CHP’nin yardımına yine cunta ve yargı yetişiyor. Kanun yürürlüğe girdikten tam 12 yıl sonra, yani 27 darbesi olup, 1961 Anayasası yürürlüğe konulup, Anayasa Mahkemesi kurumsallaştıktan sonra, CHP kanunun iptali için dava açıyor. 1961 Anayasasının Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açma süresi başlıklı 150. Maddesi’nde kanunların Resmi Gazete’de ilanından sonra 90 gün içinde dava açılabileceği hükmü mevcutken Mahkeme davayı kabul ediyor. Ve akabinde de tahmin ettiğiniz gibi Yüksek Mahkeme bu kanunu iptal ediyor. Ve “tüyü bitmedik yetim hakkı”nı yetimden alıp yine CHP’ye veriyor.
Şimdi CHP Genel Başkanı’nın partisinin “kirli ve haram para” ile işinin olmadığını söylüyor. Aklıma ünlü bir zenginin sözleri geldi. “Servetimin tek kuruşunun dahi verilmeyecek hesabı yoktur”, diyordu o zengin ve ekliyordu “ilk beş yıl hariç”…
14 Aralık 2010
http://www.sde.org.tr/tr/authordetail/chpnin-kirli-parayla-isi-olur-mu/640
Close